Z Kuşağı ve Gerçekdışı Vizyonerlik

Bir şeyler yapmak istemek, bir şeyler başarmak istemek ve yetinmemek. Pek yabancı olduğunuzu sanmıyor, özellikle de maymun iştahlıysanız beni anlayacağınızı düşünüyorum. Aslında farketmeden içinizi kemiren bir yetersizlik de sağlıyor olabilir bunu, fazlasıyla optimist bir vizyonerlik de. Bir şeyleri başarmak istemenin fazlasıyla doğal olduğunu düşünmekle beraber bunu benim yaptığım gibi abartmanın da bünyeye büyük zararları olabildiğini deneyimliyorum şu sıralar.

Image for post
Will Poulter — Bandersnatch

Ortaokul zamanlarım zamanın önemini kavramadan istediğim şeylere vakit ayırmaya çalışarak geçti. Yalnız vakitlerim genellikle kendimi özgür hissettiğim, tuhaf sesler çıkartabilen ve bazen bizi endişelendiren bilgisayarın başında geçiyordu. Şehir, ev konseptlerini düşünmeksizin kendimi daha çok internete ait hissediyordum. Mutsuz dönemlerimde bir sonraki bilgisayar vaktimin ne zaman olduğuna göre kendimi ayarlıyor, kendimce umut tohumları ekiyordum. Savunma mekanizmalarım ADSL girişinden bilgisayarımıza uzanıyor ve beni saatlerce, günlerce çevremdeki dünyadan uzaklaştırıyordu.

Zamanıma materyal değerler biçmeden önce, yalnızca keyfime göre bir şeyler keşfettiğim dönemde yaptıklarım aslında paha biçilemezdi.

Lise dönemimde ise yavaş yavaş yaptıklarımın bir mesleğe dönüşebileceğini farkettim. Hafiften artan sosyalleşmeler ve ‘babamın okulu’ndan çıkıp başka bir okula adım atmanın verdiği cesaretle birey oluş denemelerim sayesinde derslere de daha çok ilgi göstermeye başladım. Daha faydacı yaklaşımlar sergilemeye ve her şeyi öğrenmeye çalışıy- yok, düzeltmeliyim. Çalışmıyordum. İstiyordum sadece, çoğu şeyi öğrenmek istiyordum. İstemek biliyorsunuz ki pek bir işe yaramıyor, bu durumda yeterince istememişim mi demeliyim yoksa isteklerim disiplinsizliğimin kurbanı mı olmuş emin değilim. Birçok akranım bu konuda benimle aynı kaderi paylaşmıştır, bilgiye kolay ulaşmanın verdiği bir çabuk sıkılganlık ile gelen bu maymun iştahlılık, halihazırda maymun iştahlıysanız sizi deliye çevirebiliyor. Lise dönemimde henüz İngilizce bile bilmiyorken kaç kere İspanyolca öğrenmeye başlayıp hemen pes ettim bilmiyorum. Lise sonrası ise çevremde yoğun bir dilci kitlesi olduğundan bunu benim gibi yapan bolca insanın olduğuna da şahit olmuşumdur, suçluluk hissetmeyişim de bu yüzden olsa gerek. Hepimiz bir şeylere heves ediyoruz sonuçta, sonra hevesimiz kaçıveriyor.

Sonrası ise tamamen rüzgarın estiği yöne doğru şöyle bir eğilip bakmam ve sonrasında ise o tarafa doğru yürümeye başlamam ile devam etti. Dil bölümünü seçmek, istememin en mantıklı olacağı bölümü ve şehri istemek, şans eseri yerleşmek ve dahası. Ancak isteklerimi peşi sıra zihnime yazıp çizerken bunu fazlasıyla açgözlü bir şekilde yaptığımın henüz farkına varmaya başladım. Küçükken bütün vakit elimizde sanıyoruz, öyle sanırım. Bütün vakit elimizde, ancak öyle ters yüz edebileceğimiz bir şey olmasa gerek. Ne kadar sürekli ters yüz etmeye çalışsam da bunu henüz başaramamış olmanın vereceği dinginliğe henüz ulaşmadım.

Bütün vakit elimizde olunca da tabii isteklerimiz bitmiyor, mesela bazen kendimi asla beğenmeyen halimin bir haftasonu ile mucizevi bir şekilde çok daha iyi bir versiyonuma dönüşebileceğini umduğumu hatırlıyorum. Cuma günü özgüvensiz hissederken haftasonu boyunca kendimi besleyip yeni haftaya yeni birisi olarak başlayabileceğimi defalarca düşünmüşümdür, farketmeden. Tabii ki böyle bir şey asla olmasa da o zamanlar bu kadar gerçekdışı bir optimistliğe sahip olabilmeme şaşırıyordum. Bu optimistliğimin sorumlusu ise belki çoğumuzun yaptığı gibi hedeflerini belli bir zaman çerçevesi içerisinde tamamlayacağını düşünerek kurmuş hayallerini, sıkıntıyı da bu yaratmış dolayısıyla.

Maymun iştahlılığım üniversiteyi bitirene kadar pek çok şeyin yoluna gireceğini, öğrenileceğini, kazanılacağını düşünerek yoluna devam etmiş ve gerisine dair de tek bir hayal üretmemiş. Zihnimde 22’den ötesine dair bir öngörü olmadan üniversite eğitimini hızlı hızlı yürüyüp geçmişim, tabii bunu yaparken de bir hayli endişelenmişim. Dolayısıyla üçüncü senemin ortasından itibaren son seneye yaklaşmanın verdiği endişe dahi zaten anda kalamayışımın üzerine güzelce serpilen acı bir sos gibi rüyalarımda yer etmeye başladı. Kabullenmek dışında bir seçenek kalmayınca da son bir seneyi de atlatıp o eskiden hayalini kurduğum hiçbir şeyi tam anlamıyla halledemeden okulu bitirmiş bulundum. Zaten bitirmek için 6–7 klonum olmasına ve onların eş zamanlı ve verimli birer şekilde çalışmasına ihtiyacım olurdu, ki bunu da zaman zaman dile getirmişimdir. Gerçekçi olmayan istekler oldukları için kimsenin tepkisine de maruz kalmadım, kendimi esgeçersek. Şimdi ise tam zamanlı bir işe kendimi adamamla beraber bu isteklerin çoğundan vazgeçeceğimin bilincine yavaş yavaş ulaşmaktayım.

İsteklerim yalnızca bir şeyler üretmek de değildi. Evet gelişmek istediğim birkaç dil, kendimi rahatça ifade etmek istediğim birden fazla müzik aleti ve sayısız yazılım söz konusuydu. Bunların ötesinde tüketmek istediğim sayısız kitap, film ve platformlarda bilinmeyen birer tarihte okunmak üzere kaydedilen içerikler, başvurulacak ilanlar da beni bekliyordu. Yetişememek aslında en çok yaptığımız şey halini almışken bu eziyeti insanın kendisine yapması ne kadar doğruydu? Değildi elbette, olur mu hiç? Tabii bununla barışması da bir meziyet, bu sayıca ulaşılması imkansız birçok hedefin altında yatanların da saptanması bir o kadar önemli. Neyse ki bunları saptarken aynı zamanda hedeflerden birkaçına ulaşabileceğimi düşünerek de kendi huzuruma ihanet ediyor olabilirim. Bunu da yaşayarak öğreneceğiz.