Skip to toolbar

Dört senelik üniversite hayatımın sonuna doğru iki dönem boyunca ilgili dersler almış olmama ve bu konuda hala yeterli olduğumu doğal olarak düşünmüyor olmama rağmen meslek hayatında nadiren bu kadar ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duymacağımızın bilincindeydim. Ancak iletişimin bu kadar önemli olduğunu ilk deneyimim sonrasında öğrendim.

Öncelikle pek çok öğrencinin ilgisini çekebileceğini düşündüğüm bu alan benim de ilgimi oldukça çekmişti. Daha ilk dersle beraber hocamızın da işleyişe ve kelime köklerine dair genel kültür meraklısı öğrencilerin ufkunu gıdıklatacak bir giriş yaptık. Çoğu zaman yaşadığım ve ilerleyen zamanlarda artan iş yükü ile ipin ucunu kaçırdığım heves henüz yeni tetiklenmişken eve gidip notları bilgisayarıma geçirişimi hatırlıyorum. Benzer bir zevki sanıyorum bir sene öncesinde Latince dersini alıp bildiğimiz çoğu kelimenin kökenine rastlayınca yaşamıştık. Hepimizin bildiği veya duyduğu tıp terimlerinin neden o şekilde isimlendirildiği, ön eklerinden kelime köklerine inceleyerek başladık ve sistemler ile devam ettik. Sistemlerin önce anatomileri sonrasında patolojileri ve son olarak da yaygın tedavilerini öğrendik. Bunu yaparken de sınıfça keyif aldığımızı söyleyebilirim sanıyorum.

İdealist hocamız eşliğinde tuttuğum sayfalarca notun ardından sınav zamanı elbette ki birazcık zorlayıcı oldu. Normalde tuttuğum nota gereksiz önem veren bir yapım var, deftere sığdırdığım notları konularına ayırarak farklı a4 kağıtlarında toplamayı ve dosyalamayı tercih ederdim. Bunu da çok çalışkan birisi olamadığım için çok fazla tamamlayamaz, yarım yamalak ama inci gibi notları olan bir öğrenci olurdum hep. Bu ders ile beraber inci gibi not anlayışımdan birazcık uzaklaşıp halihazırda tutulan notlardan ilerlemek zorunda kaldım, çünkü öbür türlü yapsam muhtemelen dersi bir daha almam gerekecekti.

Yazı yazmak çok da ders çalışmak değildir biliyorsunuz, insan kafası başka yerlerdeyken de inci gibi notlar çıkartabiliyor. Mükemmele ulaşmanın imkansız olduğu dünyamızda mükemmelliyetçiliğimden usul usul uzaklaşmaya başladım ve el birliği ile sınavlardan fena olmayan notlar alabildik. Finali hala hatırlıyorum, 10 ya da 11 sayfa boyunca şemalar, testler, bulmaca benzeri etkinlikler ve yazılı kısımlardan oluşan uzun soluklu bir sınavdı. Atlattık tabii bir şekilde. Bir sonraki dönem ise Sağlık Çevirmenliği dersinde detaylardan biraz daha uzaklaşıp pratiğe, sözlü çeviri kısmına odaklandık. Konu ile ilgili literatür okumalarından sonra çeşitli diyaloglar inceledik, türettik ve çevirdik.

Özetlemek gerekirse Sağlık Çevirmenliği ve Tıp Çevirisi adı altında aldığımız dersler üniversite boyunca aldığımız en bilgi yüklü dersler oldu diyebilirim. Bu derslerden yaklaşık bir sene sonra Sağlık Turizmi alanında çalışan bir şirket ile tanıştım. Yurtdışına göre nispeten daha uygun fiyatlı hastanelerimiz ve onların daha az sıra bekleten yoğunluklarından veya politikalarından ötürü Sağlık Turizmi elbette öncelikli olarak İstanbul ve ardından diğer büyük şehirlerde iş olanakları yaratmaya başlamış. Türkiye ise bu konuda fazlasıyla tercih edilen ülkelerden biri olmuş.

Dünyada uluslararası hasta sayısı bakımından sırasıyla ilk 5 ülke; ABD, Almanya, Tayland, Hindistan ve Türkiye’dir.

Bu sebepten olsa gerek bazı özel hastaneler ihtiyaç duyduklarında hizmet alabilecekleri tercümanlar ile çalışıyor ya da gereksinim oluyorsa bu tercümanlar ile tam zamanlı çalışabiliyor. Henüz tam zamanlı olarak bu işe cesaret edemesem de Sağlık Turizmi aracılığıyla yalnızca tedavi sürecinde hastaya eşlik edebileceğim bir fırsat önüme çıkınca bunu değerlendirmek istedim. Operasyon ile ilgili konuşmadan önce Sağlık Turizmi’nin ne olduğuna da değinmem gerekiyor sanırım.

Sağlık turizmi; kısaca bireylerin hem koruyucu hem tedavi edici hem rehabilite edici hem de sağlığı geliştirici hizmetleri almak amacı ile yaşadıkları ülke dışında bir ülkeye ziyaretleridir. Sağlık turizmi, uluslararası sağlık amaçlı hareketlilik potansiyelini kullanarak sağlık kuruluşlarının büyümesine imkan veren bir sektördür. (p.38)

Bana ilk denk gelen operasyon ise genellikle mide küçültme ameliyatı olarak bilinen obezite cerrahisi oldu. ‘Gastric Sleeve Surgery’ yalnızca vücut kitle indeksi 40 kg/m²’nin üzerinde olan kişilere yapılabiliyor, oldukça cesaret gerektiren bir ameliyat olduğunu söylemeliyim. Özetlemek gerekirse midenin %80’i alınıyor ve kişi ideal kütlesine daha küçük bir mideden ötürü daha çabuk doyduğu için ulaşabiliyor. Midenin farklı bölümlerinde farklı emilimler gerçekleştiği için de hasta sonraki hayatında bazı besin takviyelerini enjeksiyonla almak durumunda kalabiliyor, örneğin söz konusu hastamız B12 gereksinimini enjeksiyonla alarak devam edecek hayatına.

Bu konudaki ilk tercümanlık deneyimimize gelirsek eğer ilk zorluğu diyetisyen yanında yaşadığımı söylemeliyim. Bu konuda çevremde benden çok daha bilgili insanların halihazırda iki dilde de okuma yaptıkları için o an yerimde olsalar kolaylıkla altından kalkabilecekleri terimler ile karşılaştım. Doğal olarak diyetisyen her şeyi Türkçe açıkladı ve hastamıza İngilizce olarak aktardım, bu süreçte doktorun ve hastanın tavrı oldukça yardımcı olabiliyor. Hasta anlamaya, doktor da anlatmaya istekli olduğu sürece tercümanın 1–2 terimde takılabilmesi bir sorun ifade etmiyor. Ameliyat öncesi hastanedeki farklı birimlerin birtakım testler yapması ve hastanın durumunu incelemesi, onaylaması gerekiyor.

Diyetisyen başta olmak üzere onaylarımızı aldıktan sonra hastamızı ameliyata uğurladık. Öncesinde ameliyat hakkında yaptığım kısa bir araştırma aslında yalnızca süreci daha iyi anlamamı sağladı, tercümanlığıma çok bir katkısı olduğunu söyleyemem. Ancak hastanın yanında aslında bir refakatçi gibi bulunmak, o iletişimi sağlamak yeterli olmuyor. Korkutucu bir ameliyat olduğu için hasta aslında güven duymak istiyor, ameliyatın zorluğu farketmeksizin dilini bilmediğin bir ülkede bıçak altına yatmak kolay olmasa gerek. Bu açıdan bağ kurabildiğin, kolay iletişim kurabildiğin ve cesaret verebildiğin hastalar söz konusu ise tercümanlığı daha sağlıklı icra edebiliyor insan. Bu operasyon o açıdan güzel bir tecrübe oldu benim için, ameliyat sırası beklerken Brexit’ten girip Türkiye ve AB mevzularından çıktık, ülke nüfusundan alışveriş olanaklarına kadar sohbet ettik. Bu da sanıyorum ki iletişimimizi güçlendirdi ve bana, dolayısıyla hastaneye olan güvenini arttırdı. Prosedürü daha iyi anlamam ise aslında hastayı da daha iyi anlamamı sağladı, bu da yine iletişimimizi güçlendiren faktörlerden birisi oldu. Zorlanabileceğim bir başka konu ise onam formu’nun imzalanması olabilirdi, ancak o konuda da şanslı olduğumu söyleyebilirim. Derslerde her ne kadar onam formu çevirisi yapmış olsak da hastanın kendi diline çevrilmemiş bir onam formunu imzalaması bana kalırsa çok hoş bir şey değil. O an sayfalarca onam formunun çevirisi veya açıklaması da çok zor olacağından umarım böyle bir şey başıma gelmez, gelirse de bunu çözecek vakit olur diye umuyorum. İmzalanması gereken onam formu ingilizceye halihazırda çevrilmişti, anlaşılmayan kısımları doktora sorup öğrenmemiz yeterli oldu. Hasta da teker teker bütün sayfaları okumadan imzalamadı elbette.

Mide küçültme ameliyatlarının genelde 1–1.5 saat sürdüğünü önceden öğrenmiştim, doktor da ameliyatın o civarda süreceği konusunda bizi bilgilendirmişti. Ameliyat beklediğimizden biraz daha uzun sürdü, çıkınca yoğun bakımda bekletilen hasta ayıldığında odasına getirildi. Ameliyat sonrası anestezinin ve ameliyathanenin soğuk olmasından dolayı hasta fazlasıyla üşüdüğünü ve midesinin bulandığını hissetti. Bu konuda bilgilendirildiğimiz için endişelenmedik, hastayı olabildiğince rahatlatmaya çalışarak battaniyeleri istedik, örttük. Ameliyattan hemen sonra ağrıların da etkisiyle az önce bahsettiğim güven duygusuna fazlasıyla ihtiyaç oluyor. Hemşireler hastanın yatağını temizlerken herkesin odadan çıkmasını rica ettiler, hastanın ricası üzerine odada kalıp hemşirelere yardımcı olmaya çalıştım. Bu esnada ise hemşirelerden birisi her şeyi anladığını ancak konuşamadığını ifade ederek yakındı. Ona cesaret verip konuşmaya teşvik etmek istedim ancak anın telaşıyla buna pek vakit kalmadı. Bazen yapabileceğimiz şeyleri sırf korkularımızdan ötürü yapamamamız hem üzücü hem de teşvik edici bir durum.

Daha fazla battaniye, daha fazla ağrı kesici isteyen hastamızı rahatlatmaya çalışıp kusma havzası olarak kullanılan böbrek çanaklardan istedik. Hastanın ağrısı azalana kadar ona manevi destek olmaya çalıştık. Genel itibariyle teknik olarak zorlamayan bir süreç olmasına rağmen duygusal olarak birazcık etkilendiğimi söylemeliyim, soğukkanlı olmak öncelikli olmasına rağmen dozunda bir duygusallığın hastayla aradaki iletişimi güçlendireceği fikrindeyim. Kan görmeye dayanamamak bile durumu zorlaştırabilir, kan görmeye gerek olmayacak durumlarda fazlasıyla sağlık tercümanının çalıştığına eminim elbette. Oldukça profesyonel ortamlarda yapılan tercümelerde ne duygusal bir bağ, ne de soğukkanlılığın gerektiğini düşünmüyorum. Ancak bu gibi birebir iletişim gerektiren durumlarda tahmin edilebileceği gibi bunlar önemliymiş. Operasyon sonrası ülkesine dönen hastayla iletişimi hemen koparmamak da oldukça önemli, zaten hastaya yalnızca müşteri olarak bakmayan çalışanlar için bu aşama da oldukça doğal ilerleyecektir. İlk tecrübenin sorunsuz geçmiş olması beni bu alanda çalışabileceğim konusunda cesaretlendirmiş oldu. İlk deneyimlerimi bu şekilde yazmamın hem bu alanda eğitim alan öğrencilere, hem de bu alanda çalışmak isteyen insanlara katkısı olabileceğini düşündüm. Umarım birilerinin yararlanabileceği bir yazı olmuştur, vakit ayırıp okuyanlara sonsuz teşekkürler.

Referans:
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Sağlık Turizmi Hakkında.
Tontus, Omer. (2019). Sağlık Turizmi Nedir.

Categories:

No responses yet

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *